Sayfa 1/2 12 SonSon
5 sonuçtan 1 ile 4 arası
  1. #1
    Sevdaseli
    YÖNETİM
    Hülya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    25.October.2009
    Yer
    Şimdi Uzaklardan Bakan Ben Oldum
    Mesajlar
    12.575
    Ettiği Teşekkür
    2.770
    2.440 mesaja 7.134 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    100

    Standart Hacı Bektaş Veli, Hacı Bektaşı Veli Şiiri, Hacı Bektaşı Veli Hayatı, Mevlana Hacı Bektaşı Veli




    TARİHSEL VERİLER IŞIĞINDA HACI BEKTAŞ VELİ:



    Hacı Bektaş Veli, Osmanlı İmparatorluğunda XIV. yüzyıldan itibaren, sosyal ve siyasi bakımdan büyük etkinliği olan, II. Mahmut tarafından Yeniçeri Ocağı ile birlikte kapatılan, Abdülaziz zamanında tekrar canlanan ve 25 Kasım 1925 tarihinde Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasına kadar devam eden Bektaşi tarikatının piridir. Hacı Bektaş Veli'nin harcını kardığı Alevi-Bektaşi anlayışı, Anadolu’nun yanı sıra Balkanlar, Arnavutluk, Yunanistan, Bulgaristan, Bosna, Kosova, Makedonya, Gül Baba türbesinin bulunduğu Macaristan'ın Budapeşte şehrinden Azerbaycan'a kadar bir çok yerde kabul görmüş ve benimsenmiştir.

    Hacı Bektaş Veli'nin düşünce ve öğretisinin yayılması, ölümünden çok daha sonra, 14.yüzyıl başlarında kurulan tarikatının, 16.yüzyıl başlarında etkinlik kazanması ile olmuştur. Hacı Bektaş Veli, hakkında anlatılan söylencelerle, tarihsel gerçekliklerden kopuk olarak yaşatılmıştır. Kendi döneminde tanınmaktadır ve Mevlana, Baba İlyas, Ahi Evren’le çağdaştır. Kaynaklar bu dönemin ünlülerinin ilişkilerini mistik bir dille anlatırlar. Döneme ait bilgiler aktaran Aşıkpaşazade, Eflâki, Elvan Çelebi, Vasiti gibi yazarlar, Hacı Bektaş’a ait bilgilere yer vermişlerdir. Ölümünden sonraki yıllarda, hakkında “Vilayetname” düzenlenir. Adına tarikat kurulur. Mevlevi inançlı Eflâki’nin, Hacı Bektaş Veli’yi kendi tarikat önderleriyle kıyaslayarak, küçük düşürücü öyküler anlatması, dönemin mezhep ve tarikat bağnazlığından kaynaklanmaktadır. Alevi - Bektaşilik’le ilgili belge ve kaynakların yokedildiği de, tarihsel bir gerçektir. Bu durum da, Hacı Bektaş Veli’ye ilişkin, sağlıklı bilgilere ulaşmamıza engel olmuştur.

    Hacı Bektaş Veli'nin doğumu, ölümü, kim tarafından eğitildiği, Anadolu'ya tam olarak hangi tarihte geldiğine dair kesin bilgiler bulunmamaktadır. Hakkında bilgi veren en eski kaynaklardan biri olan Vilayetname’de, Hacı Bektaş Veli, Hz. Ali’nin soyundan yedinci İmam Musa Kazım nesline bağlanarak, soy seceresi hakkında şu bilgi verilmektedir. “Hacı Bektaş Veli, Seyyid Muhammed İbrâhim-î Sânî, Seyid Mûsa’î-Sânî, İbrâhim Mükerrem el-Mücâb, İmam Mûsâ Kâzım." Ancak bu silsilenin doğruluk derecesi de tartışma konusu olmuştur. Hz. Ali ile Hacı Bektaş Veli arasındaki şahısların azlığı nedeniyle, silsilede noksanlık veya kopukluklar olabileceği ileri sürülmüştür.

    Hoca Ahmet Yesevi tarafından yetiştirilip Anadolu’ya gönderildiği iddialarına karşılık, yaşadıkları dönem göz önünde bulundurulduğunda, 1166’da ölen Ahmet Yesevi ile 1209-1271’de yaşayan Hacı Bektaş Veli'nin aynı zaman diliminde yaşamadıkları açıktır. Yaygın olan kanaate göre, Lokman Perende’nin himayesinde ve Yesevilik öğretisinin etkin olduğu bir ortamda yetişmiştir. Vilayetname’de, Hacı Bektaş Veli’nin Anadolu’ya gelişi şöyle aktarılmaktadır. “Kürdistan’da bir kavmin içinde bir zaman eğleşir.(……) O kavmi kendisine bağlar.(……) Rum ülkesine yürür. Elbistan’da Ashâb- ı Kehf mağarasına uğrar. Orada erbain çıkarır. Kayseri’ye doğru yola çıkar.(……) Rum ülkesine Zülkadirli ilinde Bozok’tan girer. Sulucakarahöyük’e iner”. Horasan ve Erdebil’de aldığı tekke eğitimi, Anadolu'ya geliş yolu ve Anadolu'da bulunduğu yerler dikkate alındığında, Hacı Bektaş Veli, Yesevilik, Melamilik, Batınilik, İsmaililik, Ahilik, Babailik, Mevlevilik, Kalenderilik gibi dönemin inanç ve anlayışlarını, yakından tanıyor ve biliyor olmalıdır.

    Baba İlyas'ın torununun oğlu Elvan Çelebi (Ölümü:1359) tarafından yazılan ve Baba İlyas'ın söylencelere dayalı yaşam öyküsünün anlatıldığı Menâkıbu'l-Kudsiyye fî Menâsıbı'l-Ünsiyye'de, Hacı Bektaş Veli, Baba İlyas'ın halifeleri arasında sayılmaktadır. Aynı eserde, 'Baba Resûl' ile Baba İshak'ın değil Baba İlyas'ın anlatıldığı görülmektedir.

    Eflâkî'nin 718(131-754(1353) yılları arasında yazdığı, Menâkıbu'l-Ârîfin adlı kitabı da, Hacı Bektaş Veli'nin, Rum beldesinde ayaklanmaya sebep olan Baba Resûl'ün halîfe-i has'ı (gözde müridi) olduğunu ifade ederek, bu bilgiyi doğrulamaktadır. Eflâki, Hacı Bektaş Veli'nin "ârif ve yakîn'e" ermiş olduğunu, fakat İslam'ın kurallarına uymadığını belirtmektedir. Eflâkî, Hacı Bektaş adını üç yerde kullanmakta ve büyük atası Baba İlyas'ın altmış halifesi arasında saymaktadır.. Baba İlyas'ın altmış halifesi arasında, Osman Gazi'nin kayınpederi Ede Bâlî'nin de olduğunu, Eflâkî'den öğrenmekteyiz.

    Tarihçi Âşıkpaşazâde'nin (Ölümü:1481) 1478'de yazdığı Vekayinâmesinden, Hacı Bektaş Veli'nin kardeşi Menteş ile Horasan'dan gelerek, 1240 yılındaki Babai ayaklanmasının öncüsü Baba İlyas'ın yanında yerlerini aldıklarını öğreniyoruz. Hacı Bektaş’ın Anadolu’ya gelmesini beyan edeyim” diye başlayan Âşıkpaşazâde'nin anlatımı şöyle: “Bu Hacı Bektaş Horasan’dan kalktı. Bir kardeşi vardı, Menteş derlerdi. Birlikte kalktılar. Anadoluya gelmeye heves ettiler.. O zamanda Baba İlyas gelmiş, Anadolu’da oturur olmuştu. Meğer onu görmek isteğiyle gelmişler. Onun dahi hikayesi çoktur. Hacı Bektaş kardeşiyle Sivas’a, Sivas’tan Baba İlyas’a geldiler. Oradan Kırşehir’e, Kırşehir’den Kayseriye geldiler.. Hacı Bektaş kardeşini Kayseri’den gönderdi. Vardı Sivas’a çıktı. Oraya varınca eceli yetişti onu şehit ettiler..”

    Baba İlyas'ın örgütlediği, Baba İshak'ın yönettiği 1240'daki Babai ayaklanmasında Sivas'da öldüğü anlaşılan Menteş ile kardeşi Hacı Bektaş Veli'nin yollarının, ayaklanmadan önce ayrıldığı; Hacı Bektaş Veli'nin Babailerin kırımı ile sonuçlanan, Malya Ovası'ndaki savaşa katılmadığı ve Sulucakarahöyük'e (Hacıbektaş'a) geldiği anlaşılmaktadır.

    Aşıkpaşazade'ye göre, Hacı Bektaş Veli kendinden geçmiş bir meczub idi. Tarikatı ve müridleri yoktu. Hacı Bektaş Veli'nin; Aşıkpaşazade'nin Hatun Ana dediği (Vilayetnamede Kutlu Melek - Fatma Ana - Kadıncık Ana isimleri ile anılan), manevi bir kızı olduğunu; tasavvuf öğretisini ve kerametlerini ona emanet ettiğini; Hatun Ana'nın da bunları Abdal Musa'ya aktardığını, Aşıkpaşazade'den öğreniyoruz. Bu bilgiyi, Abdal Musa Vilayetnamesi de doğrulamaktadır. Bu bilgiler, o çağdaki "kadının", erkek müridi olacak kadar, yüksek bir statüye sahip olduğunu göstermektedir. Vilayetname'deki anlatımlar da, İslami dönemdeki kısıtlamalardan önce, kadının sosyal yaşamda etkin bir yerde olduğunu ortaya koymaktadır. Meclislerde erkeklerin yanında yer almakta ve yabancı konuklara hoş geldin diyebilmektedirler.

    Vilayetname'de, Hacı Bektaş Veli'nin Osman Gazi'ye kılıç kuşatıp Elif Tac giydirdiği yazılı ise de, Aşıkpaşazade bu konuda açık ve kesin bir bilgi vererek, Hacı Bektaş Veli’nin Osmanlı Hanedanından kimse ile görüşmediğini açıkca ifade etmektedir. Aşıkpaşazade, Eflâkî ve Elvan Çelebi'nin anlatımları ile Hacı Bektaş Veli Türbesinden gelen ve Ankara Kütüphanesinde korunan, Ciritli Derviş Ali (Resmî Ali Baba) tarafından 1176(1765)'da kopya edilmiş Vilayetnamede, Hacı Bektaş Veli'nin 606(1209/1210)'da doğduğu, 63 yıl yaşayarak 669(1270/1271)'de öldüğüne dair verilen bilgi örtüşmektedir. 1281'de, 23 yaşındayken Kayı Boyu'nun yönetimini üstlenen Osman Gazi'ye, Hacı Bektaş Veli'nin kılıç kuşatıp Elif Tac giydirmesinin, Hacı Bektaş Veli ile ilişkilendirilen Yeniçeri Ocağının kurulmasından sonra, Vilayetname'ye eklenmiş olabileceğini düşündürtmektedir.

    Hacı Bektaş Veli’nin çocuklarının olup olmadığı, Alevi ve Bektaşiler arasında ihtilaf konusu olmuştur. Ortaya atılan farklı iki iddia vardır. Çelebiler, Hacı Bektaş Veli’nin Fatma Nuriye veya Kadıncık Ana (Kutlu Melek)'dan Seyyid Ali Sultan (Timurtaş) adlı bir çocuğun dünyaya geldiğini, kendilerinin de bu soydan olduklarını iddia etmektedirler. Babağan (Babalar) kolu ise, Hacı Bektaş Veli’nin mücerret kaldığını, dünyadan da mücerret olarak göçtüğünü iddia etmektedirler. Bu grup mensuplarına göre, bugün Hacı Bektaş Veli’nin evladı olarak bilinenler, Pir’in Kadıncık Ana’dan gelen nefes (yol) evladlarıdır.

    Hayatının büyük bir kısmını Sulucakarahöyük’te (Hacıbektaş) geçiren Hacı Bektaş Veli, ömrünü de burada tamamlamıştır. Mezarı, Nevşehir İli’ne bağlı Hacıbektaş İlçesi’nde bulunmaktadır.



    Abdal, Hak’ka hayran olandır.

    Adâlet her işte, Hak’kı bilmektir.
    Âdem suretinde olan herkes, Âdem değildir.
    Âdem’in Âdemliği; akıl, hayâ ve ilim iledir.
    Âlimlere ve kendini bilenlere, alçak gönüllülük yaraşır.
    Allah ile gönül arasında perde yoktur.
    Ara, bul.
    Araştırma, açık bir sınavdır.
    Ârifler hem arıdır, hem arıtıcı.
    Âriflerin içinde, murdar nesne (kötülük) eğlenmez.
    Aşk meydanı, erenlerin ve bilenlerindir.
    Bilim, gerçeğe giden yolları aydınlatan ışıktır.
    Bir olalım, iri olalım, diri olalım.,
    Bizi sevenlerin gönüllerinde biz oturur, dillerinde de biz konuşuruz.
    Bizim erkânımız; ahlâkı Muhammed’i ve edebi Ali’dir.
    Cahiller ve hak tanımazlara, sükût ile karşılık veriniz.
    Cennet için ibâdet geçersizdir.
    Çalışan insan kötülük düşünmez.
    Çalışmadan geçinenler, bizden değildir.
    Dâimâ iyiyi, güzeli, doğruyu öğrenebilmek için okuyunuz, okutunuz.
    Devletli odur ki; cehli sile, gafletten uyanıp kendini bile.
    Dil mızraktan, daha derin yaralar.
    Dili, dini, rengi ne olursa olsun iyiler iyidir.
    Dînine dizlerinle değil, kalbinle bağlan.
    Doğruluk dost kapısıdır.
    Düşmanınızın bile, insan olduğunu unutmayınız.
    Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu.
    Düşünce, davranış ve sevgiyi, Allah lezzeti olarak tadın.
    Edeb elbisesini, sırtınızdan ölünceye kadar çıkartmayınız.
    Elden gelen her iyiliği, herkese yapınız.
    Eline, diline, beline sahip ol.
    En büyük kerâmet çalışmaktır.
    En yüce servet, ilimdir.
    Hak’ka erişebilmek için, büyüklere ve doğrulara yaklaşın.
    Hakikatın ilk makamı, toprak olacağımızın bilinmesidir.
    Hamı pişiremezsen bari, pişmişi ham etme.
    Her ne arar isen, kendinde ara.
    Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayınız.
    Hükümdar (idareci), ancak adâleti ile başarılı olur.
    İbâdetin yeri başkadır, işin yeri başkadır.
    İçi murdar kimseyi ne kadar dıştan yıkarsan arınmaz.
    İlim, hakikate giden yolları aydınlatan ışıktır.
    İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.
    İlmi ve bilgiyi yüce tutan kimse hiçbir zaman küçülmez, alçalmaz.
    Îmanın kemâli, âhlak güzelliğidir.
    İncinsen de, incitme. İnsan dilinin arkasında gizlidir.
    İnsanın kemâli, ahlâk güzelliğidir.
    İnsanın olgunluğu, davranışlarının doğruluğundadır.
    İslâmın temeli güzel ahlâk; ahlâkın özü bilgi; bilginin özü akıldır.
    Kadınlarınızı okutunuz, kadınları okumayan millet yükselemez.
    Kanâatkâr olanlar, en büyük zenginliğe sahiptir.
    Karşısındaki insanın iyi olmasını isteyen, önce kendisi iyi olmalıdır.
    Kendini tanımayan, Yaratan’ı da bilemez.
    Kibrin aslı şeytan, tevazûnun aslı Rahmân’dır.
    Kimsenin ayıbını arama, kendi ayıbını görür ol.
    Mevki hırsı, koğu, gıybet, edebsizlik, hıyânet Hak’kı inkâr eder.
    Murada ermek, sabır iledir.
    Mürüvvet hoş görme ve affetmektir.
    Nebîler, Velîler, insanlığa Tanrı’nın hediyesidir.
    Nefsine ağır geleni, kimseye tatbik etme.
    Oturduğun yeri pâk et, kazandığın lokmayı hak et.
    Özünde ve sözünde temiz olmayanların, îmanı tam değildir.
    Sevgi ve acıma, insanlık; hiddet ve şehvet ise hayvanlık vasfıdır.
    Yolumuz; ilim, irfân ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur.

    Hararet nârda’dır, sac’da değildir,
    Kerâmet sendedir, tâc’da değildir.
    Her ne arar isen, kendinde ara,
    Kudüs’te, Mekke’de, Hâc’da değildir.

    Sakın, bir kimsenin gönlünü yıkma,
    Gerçek erenlerin sözünden çıkma.
    Eğer insan isen ölmezsin, korkma,
    Âşığı kurt yemez, uc’da değildir.

    Gönül kâbesine girmesin hülya,
    Nefsine hakim ol düşme bed hûya.
    Kirleri arıtan baksana suya,
    Hep yüzü yerlerde, buc’da değildir.

    Dostumuzla beraber, yaralanır kanarız,
    Her nefeste aşk ile, yaratanı anarız.
    Erenler meydanına, vahdet ile gir de gör,
    Kırk budaklı şamdanda kırkımız bir yanarız.

    Edeb, erkâna bağlıdır, ayağımız başımız,
    Güllerden koku almıştır, toprağımız taşımız.
    Soframızda bulunan, lokmalar hep helâldir,
    Yiyenlere nûr olur, ekmeğimiz aşımız.

    Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde,
    Hak’kın yarattığı her şey yerli yerinde.
    Bizim nazarımızda, kadın erkek farkı yok,
    Noksanlıkla eksiklik, senin görüşlerinde.

    Hak’ka tâlib olan kişi, başka murâd isteme,
    Dostun seninle beraber, başka vuslat isteme.
    Bu dünya bir sofradır, arzular gelir geçer,
    Eğer bizi buldun ise, başka murâd isteme.

    Sevgi muhabbet kaynar, yanan ocağımızda,
    Bülbüller şevke gelir, gül açar bağımızda.
    Hırslar, kinler yok olur, aşkla meydanımızda,
    Arslanlarla ceylanlar, dosttur kucağımızda.

    Madde karanlığı, akıl nûru;
    Cehâlet karanlığı, ilim nûru;
    Nefis karanlığı, marifet nûru;
    Gönül karanlığı, aşk nûru ile aydınlanır.

    Malım mülküm servetim, hepsi evde kaldı,
    Eşim dostum akrabam, geçtiğim yolda kaldı,
    Dostlarımdan birisi, benden hiç ayrılmadı,
    Allah için yaptığım iyilikler bende kaldı.

    Sensiz benim bir dem karara mecâlim yok,
    İhsânını ta’dâ da imkânım yok.
    Tenimdeki her tüy eğer dillense,
    Binde bir şükrümü ifâya imkânım yok


    Mevlana İle Hacı Bektaş Veli




    Bir adamcağız kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi birşey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş Veli'nin dergahına kurban olarak bağışlamak ister. O zamanlar dergahlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektaş Veli 'ye anlatır ve Hacı Bektaş Veli helal değildir diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam Mevlevi dergahına gider ve aynı durumu Mevlana 'ya anlatır. Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder. Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmediğini söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.
    Mevlana şöyle der:

    - Biz bir karga isek Hacı Bektaş Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz, ama o kabul etmeyebilir.
    Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş dergahına gider ve Hacı Bektaş Veli'ye, Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini
    bir de Hacı Bektaş Veli'ye sorar.
    Hacı Bektaş da şöyle der:

    - Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise, Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir.

    xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
    Kırşehir Nevşehir Kapadokya
    buraları hep gezdim güzelde anılarım var üzellikle gitmenizi öneririm
    bu ayın ortalarında acılış var her sene yapaılır
    igne atsan yere düşmez kurbanlar kesilir etler pilavlar tencerelerle dagıtılı yani kaşıkla degil öyle böyle degil kocaman kepceyle buda hacı bektaşinin bol kepceden verin sözünden kaynaklıdır
    orda da iki kuban kesdim Allah kabul etsin
    ve tamamı koca kazanlarda pişti ve dagıltıldı mani huzu çok yüksek


    işte size bahsettigim kazanlar ve kepceleri
    bir rivayaetini bilirim şöyle
    hacı bektaşi veli köyleri gezer çifcileri gecer herkez harıl harıl calışmak tadır
    ekinler bugdaylar arpalar yıgın yıgın
    köylü kılıgındadır kimse tanımaz
    bir bugday yıgının yanına gelir ve selam verip cebinden bir kase cıkarır
    bana birazcık bugday veririrmisinbugday sahibi hadi amca başka kapıya sana Allah versin der ve hacı ordan ayrılır
    diger yıgının yanına gelir ve orda ki teyzeye selam verip keseyi gene cebinden cıkarıp bana biraz pirinç veririrmisn der kadın sinirli bir dile hadi amca cekil başımdan sana Allah versin
    ve 3 çünçü yıgının yanına gelir
    ordaki teyzeyede selam verir ve kasesini cıkarırı cebinden teyze asıcık bulgur veririrmisin der ve o teyze kaseyi agzına kadar doldurur ve şunu der al evladım rıskı veren Allah bana ben kimimki sana vermişiyecem al pişir afiyetle ye helal olsun der
    ve hacı duygulanarak rabbim sana da bol kepceden versin inşallah hiç kuarklı görme
    ve hacı geri dönüş yolunda ona pirinc vermeyen teyzeye rabim senin pirinçlerini taş etsin der uzaklaşır az ilerde bugdayla ugraşan amcayada rabbim senin bugdayı taş etsin der ve yürür gider ertsei sene tekrar o köye geldiginde birde ne görsün yıgın taş kesilmiş bugdaylar yıgın taş kesilmiş pinçler

    bizim o iyi yürekli teyzemizin bugdayları öyle çogalmışki köylüye bol kepceden dagıtıyor hacı sorara ey benim güzel teyzem sen napıyorsun
    rabbim bana bahşettigi nigmeti onun aciz kullarıyla dagıtıyorum onlarki bir kase bugdayı arpayı sakındılar zafallı bir ihtiyardan onlarda aldılar karşılıgını mevladan
    şimdi hersene orda kazanlar dolusu bulgur pilavı pişer etli bol kepceden dagıtılır
    gidin deneyim isterse 10 kere gidin kazanın başına sana vermiştik diyen asla olmaz bunlarda erenler dergahından müsüplardır
    bu beni çok etkilemişti sizler paylaşmak istedim uzun oldu biliyorum af ola




  2. 3 kişi Hülya üyemize teşekkür etti:
    ♥ Sinemm ♥ (08-06-2012),AYSEM (08-06-2012), Nur (08-06-2012)

  3. #2
    Sevdaseli
    YÖNETİM
    ♥ Sinemm ♥ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    9.October.2010
    Yer
    AKDENİZ
    Mesajlar
    54.649
    Ettiği Teşekkür
    93.360
    30.809 mesaja 77.077 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    100

    Standart

    Değerli paylaşımın için teşekkürler abla
    Nur ve AYSEM bunu beğendi






  4. 2 kişi ♥ Sinemm ♥ üyemize teşekkür etti:
    AYSEM (08-06-2012), Nur (08-06-2012)

  5. #3
    Sevdaseli
    YÖNETİM
    AYSEM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20.November.2010
    Mesajlar
    41.579
    Ettiği Teşekkür
    67.221
    27.580 mesaja 76.098 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    100

    Standart

    Harika paylaşım için teşekkürler canımm.
    Nur bunu beğendi

  6. AYSEM üyemize teşekkür edenler:
    Nur (08-06-2012)

  7. #4

    Deneyimli Üye


    Sevdaseli

    DIAMOND - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20.April.2011
    Yer
    Ankara
    Mesajlar
    5.882
    Ettiği Teşekkür
    5.384
    2.592 mesaja 9.185 teşekkür aldı
    Tecrübe Puanı
    328

    Standart

    Ayşe ve Sinem,
    Hünkar Hacıbektaş Veli'nin zem edildiği yukardaki yazının neresi harika ve değerli anlayamadım!

    Hülya Kardeş,
    Büyük ulularımız ile ilgili yazı dizisi şeklinde hazırlayıp sunduğun çalışmalarını şu ana kadar ilgi ve beğeniyle takip ettim ve bilgim doğrultusunda da kimi yazılarının altına yorumlar yazdım.

    Şu ana kadar diyorum çünkü, Hünkar Hacıbektaş Veli ile ilgili
    asmış olduğun bu yazının çoğu cümlelerinin mesnetsiz, sadece
    Aşıkpaşazade denilen beyni sulanmış zatın yazdıklarına dayanarak
    (neden beyni sulanmış olduğunu yazacağım aşağıda) oluşturulmuş,
    tek yanlı ve hakikatlerin çarpıtılarak düzenlenmiş bir yazı olduğuna şahit olduğumdan bu açıklamayı yapma gereğini duydum.

    Önce yazdığın yazının dayanağı Aşıkpaşazade denilen kişinin hayatına kısaca bir göz atalım. Yaptığım araştırmada bu adam ile ilgili net.de şu açıklamalar yer alıyor;

    "Aşıkpaşazade Derviş Ahmet 1393'te Amasya'da Elvan Çelebi köyünde doğdu. Şeyh Yahya'nın oğlu, Tasavvuf şairi Aşık Paşa'nın torun çocuğudur.Bu nedenle Aşıkî mahlasını kullanmıştır.1413 yılında hastalanıp Orhan Gazi'nin imamının oğlu Yahşi Fakih'in evinde kaldığında Yıldırım Bayazıd'a kadar yazılmış bir Osmanlı tarihini okuması, kendisini bu işe verdirmiştir." Bu bir.

    İkinci bir açıklama ise şöyle;
    "Aşıkpaşazade 15. yüzyılda yaşamış Osmanlı tarihçilerinden. 1400 yılında Amasya’da doğdu. Asıl adı Ahmed Aşıki’dir. Aşık Paşanın soyundan geldiği için, Aşıkpaşazade ismiyle tanınmıştır. Hayatı hakkında çok az bilgi vardır. 1914 yılında kendi adı ile anılan tarihi yayınlanınca dikkatleri üzerine çekti. Buradaki bilgilere göre, Aşıkpaşazade, şehzadelerin taht kavgası esnasında, Çelebi Sultan Mehmed Hanın Musa Çelebi’ye karşı gönderdiği orduya katıldı. Yolda hastalanarak, Geyve’de elimizde bulunan ilk yazılı Osmanlı Tarihi’nin müellifi Yahşi Fakih’in evinde istirahat için kaldı. Bu esnada Yahşi Fakih’in eserini okuma fırsatını elde etti....en yaşındayken eserini yazmaya başladı. 100 yaşının üzerindeyken vefat ettiği anlaşılmaktadır....Aşıkpaşazade’ye eserini yazma fikri, ilk defa Yahşi Fakih’in evindeyken geldi. Ankara Savaşına kadar olan kısmını Yahşi Fakih’in eserinden yazdı. Geri kalan kısmını da duyup gördüklerine göre kaleme aldı."

    Ve diğer bir açıklama ;
    "16. yy.da "Tevârîh-i Âl-i Osman" adıyla eser yazmak, âdeta moda hâline gelmiştir. Şüphesiz bunların en önemlisi, Âşıkpaşazâde'ye âit olan Tevârîh-i Âl-i Osman'dır."

    Şimdi şapkayı öne koyup düşünelim.

    Adam bi kere Şeyh oğlu! Orada burada dolaşırken hastalanıyor ve Orhan Gazi'nin imamının oğlu Yahşi Fakih, evine alıp iyileştirmek için çaba sarf ediyor.Yahşi Fakih [(Söylencelere göre) Yahşi Fakih, babasından duyduklarıyla yaklaşık 1405’te bir “Menâkibnâme” yazmıştır. Söylence diyerek söze girilmesinin nedeni, böyle bir eserin günümüzde mevcut olmadığıdır. Kayıp olduğu ifade edilmektedir. Çağdaş tarihçilerden bunu gören yoktur.] in söylencelere dayanarak yazdığı eserleri okuyor ve aşka gelip, en yaşında, dikkatinizi çekerim 80 YAŞINDA tarih yazmaya başlıyor(!) Ve kanımca o dönemlerde olanı biteni başkaca yazan olmadığından 80 yaşında tarih yazmaya başlayan adamın ne yazık ki, yazdıklarına itibar ediliyor. İşte Arkadaşım Hülya, Aşıkpaşazade'ye "beyni sulanmış" dememin nedeni budur.

    Açık açık yazmakta fayda var, şayet beyni sulanmış bir adam olmasaydı tutup da, senin yukarıya astığın yazıda yer alan " Aşıkpaşazade'ye göre, Hacı Bektaş Veli kendinden geçmiş bir meczub idi. " cümlesi yer almazdı.

    Bence ve öyle inanıyorum ki, Türkiye nüfusunun yüzde kırkınca ve hatta ellisince asıl kendinden geçmiş meczubun bizahiti Aşıkpaşazade'nin kendisinin olduğu kanaati hakimdir.

    Ayrıca astığın yazıda yine Aşıkpaşazade'nin ifade ettiğini bildirdiğin şu cümlenin ne kadar komik ve gerçek dışı olduğu da yıllarca savaşa giden yeniçerilerin çektiği GÜLBANK'ın inkar edilemez varlığı ispatlıyor.

    Yalan cümle şu; "Hacı Bektaş Veli’nin Osmanlı Hanedanından kimse ile görüşmediğini açıkca ifade etmektedir."

    İster açıkça ifade etsin, ister kapalıca, asılsız bir iddia olduğunu aşağıya yazdığım GÜLBANK ayan beyan açıklıyor.

    "Allah Allah eyvallah
    baş üryan, sine püryan, kılıç al kan
    bu meydanda nice başlar kesilir hiç olmaz soran
    eyvallah eyvallah
    kahrımız kılıcımız düşmana ziyan
    kulluğumuz padişaha ayan
    üçler yediler kırklar
    gülbankı Muhammed, nuh u nebi, kerem i ali
    pirimiz hünkarımız Hacı Bektaş Veli
    demine devranına hu diyelim
    huuu "

    Birlik ve beraberliğe çok ihtiyacımız olduğu şu günlerde, Alevi-Bektaşi felsefesini benimsemiş büyük kitleyi inciten, Pirleri Hünkar Hacıbektaş Veli hakkında yazılmış olan asılsız (inşallah maksatlı değildir) cümlelerin yanlışlığını ortaya koymak için bu yazıyı yazmaya gerek gördüm.

    İnananlar olur, inanmayanlar olur, herkesin kendi bileceği şey !


    Not: Bu güne kadar forma Hz.Mevlana ve Yunus Emre ile ilgili pek çok yazı, sözlerini içeren kart, görsel çalışma astım. Şunu belirtmek isterim ki, Hünkar Hacıbektaş Veli ile ilgili de, oldukça yoğun bilgi birikimine sahibim.
    Ancak bu güne kadar, formun eğilimini bildiğimden, Hünkar Hacıbektaş Veli ile ilgili hiç bir şey asmadım. Fakat bu gün Hülya Kareşin astığı yazı bu prensbimi bozdurdu. Bunu da belirtmekte fayda görüyorum.








    Nur bunu beğendi

  8. 2 kişi DIAMOND üyemize teşekkür etti:
    Hülya (08-06-2012), Nur (08-06-2012)

Sayfa 1/2 12 SonSon

Benzer Konular

  1. Noldu bu gönlüm, yanmada derman buldu bu gönlüm , Hacı Bayram Veli Hazretlerine ait ilahi trt sanatçısı Muzaffer Ertürk söylüyor
    By DIAMOND in forum Özel Gif Çalışmaları, Psp Grafik Gif Animasyon ve Tema Çalışmaları, psp Grap
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 04-02-2013, 09:05 PM
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10-19-2012, 03:02 AM
  3. 06 nisan 2010 salı günün fıkrası, Hacı radarda
    By Hülya in forum Paragraph Of The Day , Funny Jokes , Günün Fıkrası , Komik Fıkralar
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 04-06-2010, 04:12 PM
  4. Düsüncelerimin Basucunda, orhan Veli şiirleri, romantik resimli şiirleri
    By laremmm in forum Custom Written Poems Illustrated , Resimli Özel Yazılı Şiirler
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 02-15-2010, 01:45 AM
  5. Mördülüklü Hacı Selahattin
    By Nokta in forum jokes , Fıkralar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11-29-2008, 04:13 PM

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Genel Genel

Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0